başbakan recep tayyip erdoğan’ın, “montaj” dediği, oğlu bilal erdoğan ile 17 aralık’ta gerçekleştiği iddia edilen evdeki paranın sıfırlanmasına ilişkin ses kaydıyla ilgili yeni iddialar ortaya çıktı. “geri kalan para” ile daireler alındığı öne sürüldü. aktifbank’a ait olan bir dekontta 27 aralık 2013 tarihinde, şehrizar konakları’ndan 6 adet daire için 14 milyon 120 lira ödeme yapıldığı bilgisi yer alıyor. dekontta, ödemeyi yapan kişi olarak da erdoğan’ın aile avukatı olarak bilinen ömer faruk akbulut’un ismi bulunuyor.
dekont ile ilgili ayrıntılar şöyle.
30 milyon euro kaldığı iddia edilmişti
geçtiğimiz günlerde, başbakan tayyip erdoğan ile oğlu bilal erdoğan arasında geçtiği iddia edilen bir ses kaydında operasyonun başladığı 17 aralık tarihinde evdeki paranın dağıtıldığı öne sürülmüştü. kamuoyunda “sıfırlama” operasyonu olarak bilinen ses kaydında, bilal erdoğan’ın son olarak evde 30 milyon euro nakit kaldığı ve bununla da şehrizar konakları’ndan daire alınmasının planlandığı iddia edilmişti.
söz konusu ses kaydı, kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı. başbakan tayyip erdoğan ise ses kaydı ile ilgili yaptığı açıklamalarda, kasetin montaj olduğunu öne sürdü.
aktifbank’a ait dekont ise evdeki nakitin sıfırlanması ile ilgili tartışmalara yeni bir iddia getirdi. dekont, çalık grubu’nun bankası aktifbank’a ait olan dekont, gap yapı inşaat a.ş.’ye yapılan 14 milyon 120 bin 250 liralık ödemeyi içeriyor. ödemeyi yapan kişi olarak da ses kayıtlarında adı geçen ve erdoğan ailesi’nin avukatı olarak bilinen ömer faruk akbulut’un ismi yer alıyor. açıklama kısmında ise, söz konusu ödemenin şehrizar konakları’ndan 14/a blok’ta alınan 1-2-3-4-5-6 nolu dairelerin bedeli olarak yapıldığı notu düşülüyor. yine aynı dekontta, hesap ekstre tarihi olarak da 26-27 aralık 2013 tarihleri yer alıyor.
serhat ve berat’ın avukatı
dekontta şehrizar konakları’ndan daire satın alan kişi olarak görülen avukat ömer faruk akbulut, başbakan erdoğan’ın damadı berat albayrak ve ağabeyi serhat albayrak’ın avukatlığını da yürütüyor. akbulut’un, erdoğan ailesi adına, alım-satım yapma yetkisi bulunuyor.
iyi zaman geçirebileceğiniz, çeşitli konularda bilgi bulabileceğiniz, genel kültürünüzü arttırabileceğiniz, para kazanabileceğiniz bir blog
Etiketler
- Araştırma Yazıları (2)
- Duyurular (4)
- Eğlencelik (5)
- Gündem (16)
- internetten para kazanma (9)
- İzlenilesi Filmler (1)
- Kişisel Gelişim (1)
- Okunası Kitaplar (20)
- Teknoloji (10)
- Ülkeler (11)
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Mart 2014 Pazartesi
16 Mart 2014 Pazar
Fethullah Gülen'in Zaman Gazetesindeki Röportajı-herkes konuştu o sustu,şimdi o konuşacak
EKREM DUMANLI
17 Mart 2014, Pazartesi
Fethullah Gülen Hocaefendi, uzun süren sessizliğine son verdi ve kamuoyunda çok tartışılan konularla ilgili ilk kez konuştu. 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasından Ergenekon tahliyelerine, kendisine yöneltilen iftira ve hakaretlerden 30 Mart yerel seçimlerine kadar herkesin merak ettiği soruları içtenlikle cevapladı. 5 gün sürecek röportajımızda, Hocaefendi’nin Türkiye’nin bu zor döneminde yaşanan hadiseler karşısındaki duygu ve düşüncelerine şahitlik edeceksiniz.
Röportaj için yanına gittiğimizde mahzundu, kederliydi ama mehip duruşundan bir milim sapma yoktu. Belli ki yakışıksız laflardan incinmişti ama o burkuntu zerre miktar ümitsizliğe dönüşmemiş; tam aksine zifiri karanlığın akabinde doğacak bir güneş için dua ediyordu. Zaman içerisinde her şeyin aydınlanacağına inancı tamdı. “İftiraya maruz kalma, komplolarla karşılaşma her zaman bu yolun yolcularının kaderi olmuştur ve olmaya da devam edecek. Zaman içinde basiret ve feraset her şeyi silip-süpürüp atmıştır. Basiret karşısında, hiçbir komplo, hiçbir iftira tutunamaz.” dedi ve ekledi: “Keşke bu komplo ve vehimlere kendilerini kaptıranlar, gittikleri yolu Kur’an ve sünnetin ışığında gözden geçirmeyi bir deneselerdi...”
Her tartışmalı meselenin Cemaat’e mal edilmesinden rahatsızdı. Kamuoyuna izah edilemeyen her hususu Cemaat’e yıkma ve kendini temize çıkarma gibi bir refleksin var olduğuna dikkat çekti. ‘Orduya kumpas’ iddialarını, birilerinin ayak oyununa benzetti. Hangi şartta olursa olsun, hukuktan ve evrensel değerlerden yana taraf olmanın önemine değindi.
Son dönemde zat-ı âliniz hakkında akla hayale gelmeyen yalan ve iftiralar atıldı. Ağır sözler kullanıldı. Bu ithamlara sizin tabirinizle sükût durdunuz, cevap vermediniz?
Elbette çok üzüldüm, canım sıkıldı. Ellerindeki hangi delile dayanarak bunları kendilerinden emin bir şekilde telaffuz ediyorlar, doğrusu çözemedim. Burada ifadeden kaçınacağım o galiz tabirleri, atf-ı cürümleri, mü’minlere karşı ehl-i küfrün bile tarih boyunca kullandığını hatırlamıyorum. Kullananlara asla yakıştıramadım. Yalan söylüyorlar demeyeceğim. Hilâf-ı vâki hususlarla insanları yanıltıyorlar demeyi tercih edeceğim. Ama şöyle teselli buldum kendi kendime: Her dönemde, hususiyle fitne zamanlarında, insanlar karalanmış, mü’minlerin onuruyla oynanmış, bu arada mevzuun künhüne vakıf olamayan insanlar da o günaha, bilerek-bilmeyerek, ortak olmuştur. Biz kimiz ki... Aişe Validemize asr-ı saadette iftira atanlar oldu. Daha ötesi, mülhidler Allah’a iftiralar attılar. Kur’an’da kaç yerde bu iftiralardan bahsediliyor. Hâşâ, “Allah evlât edindi”; hâşâ “Melekler Allah’ın kızlarıdır” diyorlar. Cenab-ı Hakk’a karşı nâbecâ-nâsezâ bu ifadeler benim her zaman rikkatime dokunur. Şimdi bunu Allah’a, peygamberlere, Cenab-ı Hakk’ın veli kullarına yapmışlar. Sonra günümüzde bir kısım müminler benim gibi bir kıtmire yapmış. ‘Çok mu?’ diyor ve teselli oluyorum…
Herkes kendi karakterinin gereğini yerine getirir. Zulmetme kabiliyeti olanlar zulmederler. Sizin üslubunuzda ısıran dişler olmadığı için ısıramazsınız. Böylesi daha iyi. Varsın onlar zulmetsinler, zulme devam etsinler, biz de temkin ve teyakkuz içinde istidadı olanlara Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve mağfiretini dileyelim, yanlış yolda yürümeden onları kurtarmasını isteyelim. İftiraya maruz kalma, komplolarla karşılaşma her zaman bu yolun yolcularının kaderi olmuştur ve olmaya da devam edecek. Zaman içinde basiret ve feraset her şeyi silip-süpürüp atmıştır. Basiret karşısında, hiçbir komplo, hiçbir iftira tutunamaz. Keşke bu komplo ve vehimlere kendilerini kaptıranlar gittikleri yolu Kur’an ve sünnetin ışığında gözden geçirmeyi bir deneselerdi...
Sıkça müracaat ettiğiniz şu mısralar bugünü izah etmeye kâfi midir? “Dost bî-vefa felek bî-rahm devran bî-sukûn / Dert çok hem-derd yok düşman kavî tali’ zebûn...” (Fuzuli)
Arkadaşlarımızın neredeyse tamamı vefalarını ortaya koydu. Hatta onca tezvirata rağmen arkadaşlarımız, dostlarımız arasında sarsıntı neredeyse hiç yaşanmadı. Ne var ki gönül, herkesin kendi kamet-ü kıymetine denk davranmasını istiyor. Bazen bu beklenti tastamam tahakkuk etmiyor.
Yaşını başını almış, güngörmüş bazı kadim dostlarımızın hakperestlik adına ortaya çıkıp bir şeyler demesini beklemeye hakkımız var mı bilemiyorum. Ancak en azından şunu demekle iktifa edeyim: İyi gün dostu olmayı bazı insanlara yakıştıramadım.
Fakir için canını vermeye hazır olduğunu söyleyen bir insan vardı. 12 Mart’tan sonra hapisten çıktık, Bozyaka Yurdu’nu yeni yapıyorduk, bunları tamamlayalım dedim. “Hocam, Allah aşkına beni karıştırmayın!” demişti. Böyle çetin dönemlerde savrulmamak çok önemli. Herkes karakteri kadar. Gönül koymamalı, kim başını öne eğecek kim mahcup olacak zaten öbür dünyada belli olacak. Biz ahiret için bunlara katlanıyoruz. Biz ebediyete talibiz. Ebediyete talipseniz ‘dünya-yı dûn’a teveccühe değmez.
Biz, bize olan hakkı helal ettik. Yedi cihan duysun. Ama tecavüz edilen şeylerde dinin hakkı varsa, mukaddes emanetin hakkı varsa, onu elbette sahibi sorar. Hiç ummadığı yerde mütecaviz, tepetaklak olur. Onu da istemeyiz aslında çünkü insanın gönlü gül gibi olmalı. Beyanı da gül gibi olmalı ki, gezdiği yerlerde ıtriyat koksun.
Darbelerde gördüğümüzden on kat fazla zulüm var
28 Şubat’ın en önemli mağdurlarından birisiniz. Tarihin görmediği bir medya lincinin akabinde hakkınızda dava açıldı ve 8 yıl yargılandınız. Varlıklarını size karşıtlık üzerine bina eden bir grup, 28 Şubat’a destek verdiğinizi iddia ederek yeni mağduriyetlere kapı açmaya çalışıyor. Bugün de aynı şeyi tekrar yaşıyorum hissine kapılıyor musunuz?
Bu türlü bir cendereyi defalarca yaşadık. 12 Mart Muhtırası’nda ‘devlete sızmak’ suçlamasıyla 6 buçuk ay hapis... 163. madde o günlerde, rahmetli Özal kaldırıncaya kadar bir giyotin gibi Müslümanların başındaydı. 12 Eylül’de (1980) 6 sene bir şakî gibi takip edildim. Baskınlar yapıldı. Arkadaşlarımız taciz edildi. Bir açıdan baktığımızda darbe ve tarassut altında yaşamak bir hayat tarzı haline geldi. Şu an gördüğümüz şey askerî darbelerde gördüğümüzden 10 kat daha fazladır...
Her şeye rağmen müşteki değilim. Bu defa sivillerin eliyle, aynı kıbleye yöneldiğimizi düşündüğümüz insanlar tarafından benzer bir muameleye uğruyoruz. Bunun ekstra acısı olmadığını söylemek hilâf-ı vaki beyan olur. Ama “Bu da geçer ya Hû” deyip sabretmekten başka bir şey elimizden gelmiyor.
28 Şubat’ta daha büyük antidemokratik hadiselerin zuhur etmemesi için çırpındım
Sizin 28 Şubat döneminin başbakanı Necmettin Erbakan ve hükümetin süreci yönetmesiyle ilgili eleştirileriniz hatırlatılıyor. Ve darbeye destek verdiğiniz iddia ediliyor...
Refah Partisi’nin seçimlerden birinci çıkmasıyla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde bir hareketlenme olduğu hemen herkesin şahit olduğu bir husustu. Bulutlar toplanmaya başlamıştı ama henüz fırtınaya dönüşmemişti. Ankara’da rahmetli Yavuz Gökmen ve Fehmi (Koru) Bey’i hatırlıyorum. Fatih (Çekirge) Bey vardı. O arkadaşlarla da bu his ve duyumlarımı paylaştım. Çok haksız ve seviyesiz tepkilere muhatap oldum. Halbuki başkaları da vardı tehlikeyi gören. Susurluk Skandalı’yla birlikte oluşan toplumsal tepkiyi kendi hesabına değerlendirenler darbeyi fiiliyata koyduğunda iş işten geçmişti. Susurluk’la ilgili MİT’in hazırladığı rapora son anda fakirin ismini eklemişlerdi. Bunun kimlerin eliyle yapıldığını sonraları duysam da mü’minleri tân etmedim, içime gömdüm. Sonra 28 Şubat yaşandı. Ve o malum bildirinin ikinci maddesi, okulların Tevhid-i Tedrisat çerçevesinde devletleştirilmesini talep ediyordu. Gerilimin had safhaya çıktığı o dönemde milletimiz adına en az zararla kurtulmanın yollarını ararken birçok insan gibi erken bir seçimin çare olabileceğini telaffuz ettim. Yeni bir seçim kanunu ile erken seçime gidilmesi gerektiğini dile getirdim. Bunu sadece fakir söylemedi; Korkut Özal başta olmak üzere birçok isim de aynı kanaati ifade etti. Hatta o gün hükümeti destekleyenlerden de böyle düşünen ve manşet atanlar vardı. Arşivlere girilirse kimin ne söyleyip yazdığı görülür.
Şu husus da vardı. Ülkede oluşan darbe havasını o günün Çalışma Bakanı rahmetli Necati Çelik Bey’e anlattım. Şahitlerim de var. Alaeddin Kaya Bey ve Melih Nural Bey o görüşmede beraberdiler. “Hükümeti bertaraf etmeyi planlıyorlar...” dedim. Anti-demokratik bir hadisenin zuhur etmemesi için çırpınıyordum. Necati Bey endişelerimi heyecanla dinledi, kalktı gitti. Rahmetli Erbakan Hoca’ya durumu nakletmiş. Fakat oradan ‘hadisenin önüne geçelim’ şeklinde bir yaklaşım sergilenmedi.
Tansu (Çiller) Hanım’a da yaklaşan tehlikeyi anlatmaya çalıştım, olumsuz gelişmeleri naklettim. Tansu Hanım, “Hocam, itidalli olalım” deyince üzüldüm. Teferruata girmedim. Kimseye bir şey anlatamadığımı görünce, günümüzde yakın coğrafyamızda yaşanan hadiselere benzer bir hadisenin önüne geçebilmek için bir şeyler söyleme ihtiyacı hissettim.
“Erken seçim” oyunları bozabilirdi
Kimseye ‘beceremediniz’ demek haddim değil. Herkese, hele de milleti temsil konumunda olanlara belli bir hürmeti muhafaza ettiğime herkes şahittir. O gün Hz. Ebubekir ve Ömer bin Abdülaziz gibi büyük kametlerden örnekler vererek idareden çekilmenin zül olarak addedilemeyeceğini anlatmaya çalıştım. Eğer sine-i millete dönmek daha büyük badireleri önleyecekse -ki bu 27 Mayıs için, 12 Eylül için de söylenebilir- tercih edilmeli. Nitekim 27 Nisan Muhtırası’ndan sonra AK Parti hükümeti, bir hafta içinde erken seçim kararı alarak bu badireyi atlatmıştı. 28 Şubat’a benzer usullerle devrilmeye çalışılan iktidar, sine-i millete dönerek, sandığı ortaya getirerek oyunu bozmuştu. Benim de söylediğim buydu: “Seçim kanununu değiştirerek ülkeyi erken seçime götürün.”
Şunu arz etmede fayda mülâhaza ediyorum. O günkü Susurluk Raporu’na ve 28 Şubat Bildirisi’ne iyi bakılırsa, cuntanın öncelikli hedeflerinden birinin bu Hareket olduğu görülür. Sonra yaşadıklarımız, niyetin tahakkuk ettirilmesiydi. Bunun aksini iddia etmek insafa sığmaz, hakikate de münafi.
İzah edilemeyen her şeyi Cemaat’e yıkmak gibi bir refleks var
Daha önceki görüşmelerimizde “Cemaat Fenerbahçe’yi ele geçiriyor...” iddialarını tuhaf karşıladığınızı, bunu anlamakta zorlandığınızı ifade etmiştiniz. Ortaya çıkan yeni bilgiler çerçevesinde bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet. Fenerbahçe güzide bir kulübümüz. Müşahede ettiğim kadarıyla yönetimi, seyircisi ve taraftarıyla çok ciddi bir kenetlenme içinde. Bu imrendirici bir durum. Bundan kim rahatsız olur ki? Ben Galatasaray, Avrupa’da muvaffak olduğunda çok sevinmiş iftihar etmiştim. Gönül ister ki Beşiktaş, Trabzonspor ve diğer takımlarımız da başarılarına yeni başarılar ilave etsin. Dünyada kendinden söz ettirsin. Fenerbahçe’yi ele geçirme, Galatasaray’ı ele geçirme gibi teşebbüsleri siyaset harici emellerle nasıl izah edeceksiniz? Kamuoyuna izah edilemeyen her hususu Cemaat’e yıkma, kendini temize çıkarma gibi bir refleks var. Şimdi ortaya çıkan yeni bilgiler ışığında bunun da bir iftira olduğu anlaşıldı.
‘Kumpas’ lafzı, bir ayak oyunuydu
Başta Ergenekon davası olmak üzere toplum tarafından yakinen takip edilen davalarda geniş çaplı tahliyeler yaşandı. Nasıl değerlendirirsiniz?
Kanun nizam ne gerektiriyorsa hukuk ve yasalar ne diyorsa, onun yanında oluruz. Kumpas lafzı, bir ayak oyunuydu. Kendi yaptıklarını Cemaat’e fatura etmeye kalktılar. Bir kişi için Meclis’i toplayıp yasa çıkardılar. Aynı duyarlılığı bu insanlar için de gösterebilirlerdi. Tahliye başka, yargı süreci başka. Yargılanmaları devam ediyor. Hukukun kararını saygıyla karşılamak lazım. Biz hep hukuktan yana, evrensel değerlerden yana olduk. Yine öyle olacağız. En zor anlarda taarruza maruz kaldığımızda bile hukuka saygıda kusur etmemek lazım.
13 Mart 2014 Perşembe
DHKP-C Gerçekleri
HIZLICA KALEME ALINMIŞ BİR İBRET BİYOGRAFİSİ
Ben kimim; İstanbul Uni siyasal bilgiler fakultesini kazanıp,Anadolu dan
İstanbul a gelmiş,Milliyetci muhafazakar aile kültürü ve terbiyesi ile yetişmiş biriydim.
İstanbul büyük ve korkutucu şehirdi,beyin gücün yetmedigi anlarda,sıgınacak limanlar ararsınız..
benim limanım,okul yurdunda,aktif olan Dev-Genç liler olmuştu,beni devrime inandırmış,
artık devrimci olmuştum,aileden aldıgım islami kültür uzagımdaydı artık,yurtta dergi satışı ile
başlayan faliyetlerim,sag gruplarla çatışacak boyutlara gelmişti...
Aileden kopmuş,artık ailem olarak devrimcileri görmüştüm,ben yoktu biz vardı artık..
gençligin verdigi özgüven ile her kavgada,her mitingde vardım.
Devrimci Yol bölünmüş,Dev-yol ve Dev-Sol ortaya çıkmıştı,ben Dev-Sol cularla birlikte hareket
kararı almıştım,bu kararda en etkili isim Sinan Kukul(1992 de öldürülen Dhkp-c liderlerinden)
olmuştu.Sıkıyönetim derken 12 eylül sabahı,devrim yapma sürecimiz askıya alınmış,ülkede Darbe olmuştu
kaldıgımız ögrenci evinde bizlerde gözaltına alınarak,Selimiye kışlasına götürüldük,45 gün sorgu adı altında
insana yapılacak en berbat işkence ve uygulamalara tabi tutulduk.
Bu uygulamalar ileride daha keskin,daha sert,daha acımasız olmamızı sagladı malesef,sistem bizi eritmek isterken
biz demirden,çelige dönmüştük,Selimiyeden sonra Metris cezaevi sürecimiz başlamıştı.
Metris te D.Karataş,H.Solgun gibi Dev-Sol liderleride bulunuyordu,kısa sürede,cezaevi psikolojisi yıkılmış,
örgütlü yapılanma başlamıştı,direniş ivme kazanmış,1994 e gelindiginde,Türkiye tarihinirin ilk ölüm orucu eylemi
yapılmıştı.eylem nedeni,cezaevlerinde Tektip elbise giymemekti,4 ölümden sonra,eylem başarıya ulaşmıştı
Direndik,kazandık özgüveniyle,cezaevi artık bir okuldu,siyasi,askeri egitimler alınmaya başlanılmıştı.
kısaca,dışarıda olan,yakalanmayan veya cezaevinden çıkan örgüt elemanları,bu süreçten sonra cezaevinden hep yönetildi
(19 Aralık 2000) kadar.
1996 da cezamı tamamlayıp çıkmıştım,her çıkan örgüt elemanına,dışarıda devrimcilik yapıp yapmayacagı sorulurdu,
banada soruldugunda,tereddütsüz yapacagımı söyledim.
Anadolu dan gelen o milliyetci,muhafazakar çocuk,artık Profesyonel devrimci olmuştu,bunun en büyük nedeni,idoloji degildi
12 eylül de gördügü insanlık dışı uygulama ve işkencelerdi
çıkışımdan,2005 yılına kadar Profesyonel devrimcilik yaptım,kısa dönemler tekrar cezaevlerinde kaldım,bu süreçte
eylemcilikten yöneticilige kadar,her çeşit görevde bulundum.Suriye,Yunanistan başta olmak üzere,birçok ülkede kaldım
2007 den sonra yorgunluk,beynimdeki sorunlarla,yavaşlamaya,geri planda legal alnda çalıştım,2011 e gelindiginde
sıradan bir sempatizandım.
örgüt,her elamanını fişler,örgütte her yaptıgı,yetkin oldugu herşey arşiv edilir.bu süreçte ona bu arşiv
dogrultusunda görev verilir,canlı bombadan,dergi çalışanına kadar alınacak görevler,bu tutulan arşiv ile verilir.
Temel hedef,Örgütlü yaşam,Komin hayat,idari güç,ben merkezsiz yaşam,feodal bagların sonlandırılması,korkuyu yenme.
kısaca örgüt elemanı bu mantıkla yetiştirilir.
Biz büyük bir aileyiz mantıgı beyine yerleştirilir.özel hayat kaybolur,yaşamsal hiç bir bag bırakılmaz,sevemez,aşık
bile olamaz,onun evliligini bile örgüt belirler,kendi iç evlilikler yaşanır.
gençligin verdigi heyecanlar kullanılır,çünkü eylemcinin kendini kahraman,ölümsüz hissetmesi işlenir beyninde,
bunları tamamlayan her eleman potansiyel eylemcidir.her eylemi yapacak boyuttadır.taş molotof atmakla başlayan
süreç,onu gerilla veya canlı bomba olma yolunda ilerletir.
örgüt liderleri adeta kutsal görülür,eleştiri bile yapılma hakları yoktur,alınan emirin kutsallıgına inanılır,
D.Karataş ın kanser oldugu ortaya çıkmasıyla,sigara yasagı yapıldı,ve örgütün tüm elemanları bir gecede sigara
bırakabildi,bu örnek ile nasıl insan yetiştirildigini düşünebilirsiniz.
örgütcüyü tek hedefe kilitlerler,emperyalizm ve faşizm,kendi dışındaki tüm düşünceler yanlış ve düşmandır.
Neden örgütten koptum,beni bu sürece neler getirdi...
yıllarca,kendim için yaşamadım,herşey parti ve örgüt için yaşadım,sokakları sadece kavga olarak gördüm,aşk yaşamadım
örnegin,tüm duygular köreltilmiş,adeta robot gibi beyinlerimiz vardı.devrim yapacagız derken,ailemizi üzmüş
onların ölümlerine vesile olmuştuk,her geceleri,her sabahları ölüm haberlerimizi bekler hale getirmiştik
yönetici olduktan sonra,yaşadıklarım,gördüklerim ile nasıl kullanıldıgımızı farkettim,kendimle çelişkiler yaşadım
kendi iç hesaplaşmama başladım,artık sokaklara biz degil,BEN olarak çıkmaya karar vermiştim,geç kalınmış kararımı
hayata geçirmem gerekliydi,örgütün oldugu her alanda bulundum,avrupa-ortadogu her alanda kısaca,ölümler gördüm
yoldaş dedigim genç bedenler kucagımda öldü,ölüm oruçları gördüm,aç aç öldüler ölüm oruçlarında gözlerim önünde,uykularıma girdiler,
sıçrayıp,suçluluk duygularıyla uyandım,ölümlerindeki payımı hesap etmeye başladım,ben kimim demeye başladım KATİLMİ?
örgüte çalışan gazeteciler,siyasiler,politikacılar gördüm,kirli hesap ve ilişkiler gördüm,halk için degil,
belli güçler için ölüme gittigimizi gördüm,bizi yönetenlerin aileleri lüks içinde yaşarken,biz fakir aile çocuklarının
ölümlerini gördüm,Ergenekonu gördüm,bize işkence yaptıranların,örgütten afedilmesi için ödedigi paraları gördüm,
belediye başkanlarının,örgütle arsa,çay bahçesi,ihale pazarlıklarını gördüm,her çeşit silah gördüm,kan gördüm
bedel gördüm,kısaca KAN gördüm....
36 yıllık devrimcilik sürecimde,aklınıza gelecek tüm örgüt liderlerini gördüm,D.Karataş ı,A.Öcalan ı,Miraç Ural ı
gördüm,onlarla aynı tabakta yemekler yedim,örgütler arası organizyasyonu yaptım,binlerce kitap okudum
ama kendim için yaptıgım sadece okudugum kitaplarmış meger,okulumu bitiremedim,aileme yardımcı olamadım,aşık olmadım
örnegin,ben ben olamadım kısaca... şimdi kendim olma sürecindeyim. SAYGILARIMLA....
NOT:OLAYLARI VE SÜREÇLERİ KISA KISA YAZMAYA ÇALIŞTIM,YAPTIKLARIMI DETAYLI YAZAMAYACAGIMI ANLAMALISINIZ:)
BU YAZIYI YAZMA NEDENİM,BENİ TAKİP EDEN ARKADAŞLARIN,BENİ POLİS VEYA İSTİHBARATCI GÖRMELERİ:)
HIZLI KALEME ALINDI,DİL BİLGİSİ KURALLARI İÇİN ÖZÜR:) twitter:@Mustafaselanik3
Ben kimim; İstanbul Uni siyasal bilgiler fakultesini kazanıp,Anadolu dan
İstanbul a gelmiş,Milliyetci muhafazakar aile kültürü ve terbiyesi ile yetişmiş biriydim.
İstanbul büyük ve korkutucu şehirdi,beyin gücün yetmedigi anlarda,sıgınacak limanlar ararsınız..
benim limanım,okul yurdunda,aktif olan Dev-Genç liler olmuştu,beni devrime inandırmış,
artık devrimci olmuştum,aileden aldıgım islami kültür uzagımdaydı artık,yurtta dergi satışı ile
başlayan faliyetlerim,sag gruplarla çatışacak boyutlara gelmişti...
Aileden kopmuş,artık ailem olarak devrimcileri görmüştüm,ben yoktu biz vardı artık..
gençligin verdigi özgüven ile her kavgada,her mitingde vardım.
Devrimci Yol bölünmüş,Dev-yol ve Dev-Sol ortaya çıkmıştı,ben Dev-Sol cularla birlikte hareket
kararı almıştım,bu kararda en etkili isim Sinan Kukul(1992 de öldürülen Dhkp-c liderlerinden)
olmuştu.Sıkıyönetim derken 12 eylül sabahı,devrim yapma sürecimiz askıya alınmış,ülkede Darbe olmuştu
kaldıgımız ögrenci evinde bizlerde gözaltına alınarak,Selimiye kışlasına götürüldük,45 gün sorgu adı altında
insana yapılacak en berbat işkence ve uygulamalara tabi tutulduk.
Bu uygulamalar ileride daha keskin,daha sert,daha acımasız olmamızı sagladı malesef,sistem bizi eritmek isterken
biz demirden,çelige dönmüştük,Selimiyeden sonra Metris cezaevi sürecimiz başlamıştı.
Metris te D.Karataş,H.Solgun gibi Dev-Sol liderleride bulunuyordu,kısa sürede,cezaevi psikolojisi yıkılmış,
örgütlü yapılanma başlamıştı,direniş ivme kazanmış,1994 e gelindiginde,Türkiye tarihinirin ilk ölüm orucu eylemi
yapılmıştı.eylem nedeni,cezaevlerinde Tektip elbise giymemekti,4 ölümden sonra,eylem başarıya ulaşmıştı
Direndik,kazandık özgüveniyle,cezaevi artık bir okuldu,siyasi,askeri egitimler alınmaya başlanılmıştı.
kısaca,dışarıda olan,yakalanmayan veya cezaevinden çıkan örgüt elemanları,bu süreçten sonra cezaevinden hep yönetildi
(19 Aralık 2000) kadar.
1996 da cezamı tamamlayıp çıkmıştım,her çıkan örgüt elemanına,dışarıda devrimcilik yapıp yapmayacagı sorulurdu,
banada soruldugunda,tereddütsüz yapacagımı söyledim.
Anadolu dan gelen o milliyetci,muhafazakar çocuk,artık Profesyonel devrimci olmuştu,bunun en büyük nedeni,idoloji degildi
12 eylül de gördügü insanlık dışı uygulama ve işkencelerdi
çıkışımdan,2005 yılına kadar Profesyonel devrimcilik yaptım,kısa dönemler tekrar cezaevlerinde kaldım,bu süreçte
eylemcilikten yöneticilige kadar,her çeşit görevde bulundum.Suriye,Yunanistan başta olmak üzere,birçok ülkede kaldım
2007 den sonra yorgunluk,beynimdeki sorunlarla,yavaşlamaya,geri planda legal alnda çalıştım,2011 e gelindiginde
sıradan bir sempatizandım.
örgüt,her elamanını fişler,örgütte her yaptıgı,yetkin oldugu herşey arşiv edilir.bu süreçte ona bu arşiv
dogrultusunda görev verilir,canlı bombadan,dergi çalışanına kadar alınacak görevler,bu tutulan arşiv ile verilir.
Temel hedef,Örgütlü yaşam,Komin hayat,idari güç,ben merkezsiz yaşam,feodal bagların sonlandırılması,korkuyu yenme.
kısaca örgüt elemanı bu mantıkla yetiştirilir.
Biz büyük bir aileyiz mantıgı beyine yerleştirilir.özel hayat kaybolur,yaşamsal hiç bir bag bırakılmaz,sevemez,aşık
bile olamaz,onun evliligini bile örgüt belirler,kendi iç evlilikler yaşanır.
gençligin verdigi heyecanlar kullanılır,çünkü eylemcinin kendini kahraman,ölümsüz hissetmesi işlenir beyninde,
bunları tamamlayan her eleman potansiyel eylemcidir.her eylemi yapacak boyuttadır.taş molotof atmakla başlayan
süreç,onu gerilla veya canlı bomba olma yolunda ilerletir.
örgüt liderleri adeta kutsal görülür,eleştiri bile yapılma hakları yoktur,alınan emirin kutsallıgına inanılır,
D.Karataş ın kanser oldugu ortaya çıkmasıyla,sigara yasagı yapıldı,ve örgütün tüm elemanları bir gecede sigara
bırakabildi,bu örnek ile nasıl insan yetiştirildigini düşünebilirsiniz.
örgütcüyü tek hedefe kilitlerler,emperyalizm ve faşizm,kendi dışındaki tüm düşünceler yanlış ve düşmandır.
Neden örgütten koptum,beni bu sürece neler getirdi...
yıllarca,kendim için yaşamadım,herşey parti ve örgüt için yaşadım,sokakları sadece kavga olarak gördüm,aşk yaşamadım
örnegin,tüm duygular köreltilmiş,adeta robot gibi beyinlerimiz vardı.devrim yapacagız derken,ailemizi üzmüş
onların ölümlerine vesile olmuştuk,her geceleri,her sabahları ölüm haberlerimizi bekler hale getirmiştik
yönetici olduktan sonra,yaşadıklarım,gördüklerim ile nasıl kullanıldıgımızı farkettim,kendimle çelişkiler yaşadım
kendi iç hesaplaşmama başladım,artık sokaklara biz degil,BEN olarak çıkmaya karar vermiştim,geç kalınmış kararımı
hayata geçirmem gerekliydi,örgütün oldugu her alanda bulundum,avrupa-ortadogu her alanda kısaca,ölümler gördüm
yoldaş dedigim genç bedenler kucagımda öldü,ölüm oruçları gördüm,aç aç öldüler ölüm oruçlarında gözlerim önünde,uykularıma girdiler,
sıçrayıp,suçluluk duygularıyla uyandım,ölümlerindeki payımı hesap etmeye başladım,ben kimim demeye başladım KATİLMİ?
örgüte çalışan gazeteciler,siyasiler,politikacılar gördüm,kirli hesap ve ilişkiler gördüm,halk için degil,
belli güçler için ölüme gittigimizi gördüm,bizi yönetenlerin aileleri lüks içinde yaşarken,biz fakir aile çocuklarının
ölümlerini gördüm,Ergenekonu gördüm,bize işkence yaptıranların,örgütten afedilmesi için ödedigi paraları gördüm,
belediye başkanlarının,örgütle arsa,çay bahçesi,ihale pazarlıklarını gördüm,her çeşit silah gördüm,kan gördüm
bedel gördüm,kısaca KAN gördüm....
36 yıllık devrimcilik sürecimde,aklınıza gelecek tüm örgüt liderlerini gördüm,D.Karataş ı,A.Öcalan ı,Miraç Ural ı
gördüm,onlarla aynı tabakta yemekler yedim,örgütler arası organizyasyonu yaptım,binlerce kitap okudum
ama kendim için yaptıgım sadece okudugum kitaplarmış meger,okulumu bitiremedim,aileme yardımcı olamadım,aşık olmadım
örnegin,ben ben olamadım kısaca... şimdi kendim olma sürecindeyim. SAYGILARIMLA....
NOT:OLAYLARI VE SÜREÇLERİ KISA KISA YAZMAYA ÇALIŞTIM,YAPTIKLARIMI DETAYLI YAZAMAYACAGIMI ANLAMALISINIZ:)
BU YAZIYI YAZMA NEDENİM,BENİ TAKİP EDEN ARKADAŞLARIN,BENİ POLİS VEYA İSTİHBARATCI GÖRMELERİ:)
HIZLI KALEME ALINDI,DİL BİLGİSİ KURALLARI İÇİN ÖZÜR:) twitter:@Mustafaselanik3
12 Mart 2014 Çarşamba
yılmaz özdil-11 mart 2014
Tape kronolojisi
İpin ucunu kaçırdık, hangi sırayla hangi ses kaydı çıkmıştı diyorsanız...
Buyrun.
*
Villa tapesi: Sümeyye Urla’da villa seçiyor, Latif amca’ya telefon ediyor, villaların arasında on metre olsun, perde çekilsin, ikinci kattan bakıldığında havuz görünmesin, dışardaki mutfak okey diyor.
Alo Fatih tapesi: Fas’tan Alo Fatih’i arıyor, Devlet Bahçeli haberi yayınladıkları için kalaylıyor, “bu ne rezillik yani böyle” diyor, Alo Fatih “emredersiniz” diyor, Bahçeli’yi altyazıdan bile sildiriyor.
Anket tapesi: Alo Fatih, öbür Fatih’le konuşuyor, öbür Fatih “tarafsızlardan filan kaydırayım, BDP’nin oy oranını iki puan yüksek göstereyim” diyor. Alo Fatih ise “MHP’den al BDP’ye koy” diyor. Bilahare... Alo Fatih, Bilal’i arıyor, “MHP’den alıp BDP’ye yamayacağım” diyor, Bilal da “tamam abi” diyor.
Sit’tir tapesi: İzmir valisi, sit alanına kurulan villaları yıktırmak istiyor. Latif abi, beyefendi’yi arıyor, valiyi şikâyet ediyor, vali uçuyor.
Kenef tapesi: Latif abi, beyefendi’yi arıyor, “yatak odasındaki banyoda bide olsun mu?” diye soruyor, beyefendi “bide ne yav?” diye soruyor, Latif abi “hani tuvaletten kalkıp fıskiyeyle yıkamak için, taharet almak için” diyor, beyefendi de “yok abicim lüzum yok, normal olsun” diyor.
Sarıgül tapesi: Alo Fatih’i arıyor, Mustafa Sarıgül haberlerine yer verdiği için fırça kayıyor, gösterme şunu diyor.
Sağlık olsun tapesi: Alo Fatih’i arıyor, 24’üncü sayfada yayınlanan ve sağlık sisteminin kepazelikten ibaret olduğunu gösteren haberi şikâyet ediyor. O haberi yapan gazeteciler derhal işten kovuluyor. (O haberde yer alan ve kapı kapı dolaştırılan üç yaşındaki bebek, maalesef ölüyor.)
Derhal kovun tapesi: Alo Fatih’i arıyor, Yaşar Nuri Öztürk’ü şikâyet ediyor, “hani kovacaktınız” diye soruyor, Alo Fatih “size karşı çok mahcubum, çok özür dilerim” diyor, Yaşar Nuri Öztürk kovuluyor.
Yasin El Kadı tapesi: Yasin El Kadı, İstanbul’da trafik kazası yapıyor, otomobilde bulunan Usame “112 Acil”i arar gibi beyefendiyi arıyor, beyefendi hemen ambulans gönderiyor, en yakın hastaneyi tarif ediyor, “o hastane de yabancı değil ama, oraya yakın bizim hastane var” diyor, ilgilensin diye Bilal’i yolluyor.
Evrak imha tapesi: Damat, bakıyor ki polisler evleri basıyor, evrakları yok etmek için öğütücü makine almaya karar veriyor, şoförü gönderiyor, “yabancı bir marka al, büyük bir şey al, Çin malı alma” diyor.
Kol saati tapesi: “Hayırsever” işadamı Rıza’nın yardımcısı, “adama yedirmemiz lazım, kol saati falan alalım, ne dersin?” diyor, Rıza da “iyi olur” diyor, dedesinin nasihatını anlatıyor, “orospuyla memurun bahşinini önden vermek lazım” diyor.
Üç-beş kuruş tapesi: Muammer bey, evi basılan oğlunu arıyor, “evde kaç para var oğlum?” diyor, oğlan “üç-beş kuruş babacım” diyor, Muammer bey ısrar ediyor, “oğlum kaç para var?” diyor, oğlan “bir trilyon civarı” diyor. Muammer bey, oğluna akıl öğretiyor, “benim Rıza’yla danışmanlık ilişkim var diyeceksin, gayriresmi danışmanlık diyeceksin, benim para alışverişim sadece bu diyeceksin, akrabam bunun yanında çalışıyor, onun bana borcu var, bu para o para diyeceksin” diyor.
Peki babacım tapesi: Babası kısık sesle konuşarak, Bilal’i arıyor, “evleri basıyorlar, paraları sıfırla” diyor. Bilal “hepsini hallettim, 30 milyon avrocuk kaldı babacım, hava kararınca onu da halledeceğim inşallah babacım” diyor.
Vakıf tapesi: Hayırsever işadamı Rıza, Bilal’in vakfına telefon ediyor, hayırlı bağışlarda bulunuyor.
Fenerbahçe tapesi: Babası, Bilal’e telefon ediyor, taktik veriyor, Fenerbahçe başkan adayının neler söylemesi gerektiğini öğretiyor, yönetime kimlerin girmesi gerektiğini anlatıyor, Bilal hadiseyi bir türlü kavrayamıyor, babası sinirleniyor, “Bilal anlamıyorsun yavv” diyor.
Diğer türlü zekât tapesi: Alo Fatih, Bilal’e telefon ediyor, vakfın banka hesap numarasını istiyor, bir arkadaşın bir milyon lira bağışta bulunmak istediğini söylüyor, Bilal soruyor, “zekât mı, diğer türlü mü?”
Ada tapesi: Bilal, ada alıyor.
Kucağa oturtma tapesi: Bilal, babasını arıyor, Sıtkı bey’in 10 milyon dolar getirdiğini söylüyor, babası sinirleniyor, miktarı az buluyor, sakın alma diyor, ne söz verdiyse onu getirecek, başkaları getiriyor da o niye getiremiyor diyor, bunlar ne zannediyorlar bu işi yav, merak etme kucağımıza düşecekler diyor.
Çiftlik tapesi: Babası, Bilal’i arıyor; parkedir, mutfaktır, banyodur, çiftliğin detaylarını konuşuyorlar.
Aydın Doğan tapesi: Sadullah bey’i arıyor, hâkimlerin falan ayarlanmasını, Aydın Doğan’ın mutlaka mahkûm edilmesini istiyor.
Danışman tapesi: Danışmanı, ihale verdikleri işadamından rica ediyor, kızının okul parasını ödetiyor.
Ampul tapesi: Elektrik dağıtım işi yapan yandaş işadamı, kaçak elektrik yüzünden zarar ettiğini söylüyor. Üzüldüğü şeye bak Allah aşkına... Yandaş işadamının zararı, devlet kesesinden tıkır tıkır ödeniyor.
Koç tapesi: Yandaş işadamına telefon ediyor, sanki kendisiyle konuşmamış gibi ihbarda bulunmasını istiyor, kaç para fiyat çekmesi gerektiğini öğretiyor, Koç’un kazandığı Milgem ihalesini zart diye iptal ediyor, yandaş işadamına veriyor.
Yüce yargı tapesi: Sadullah bey’e telefon ediyor, Danıştay’a kim başkan olacak, kimler daire başkanı olacak, Yargıtay’da hangi dolaplar çevrilecek, hangi avukatlar savcı-hâkim olacak, isim isim izah ediyor.
Bağımsız yargı tapesi: Bekir bey’e telefon ediyor, yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcıları görevden aldırıyor, kafasına göre savcılar atanmasını sağlıyor.
Hıçkırık tapesi: Yandaş medya patronuna bağırıyor, aşağılıyor, eziyor, hakaret ediyor, zırıl zırıl ağlatıyor.
Hırsız-polis tapesi: Efkan bey’le emniyet müdürü konuşuyor. Efkan bey “yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcıyı tanımayın” diyor, “savcıdan gelen evrakları yırtın, çöpe atın” diyor. Resmen tehdit ettiriyor, “savcıya telefon edin, çete kurdun diye seni gözaltına aldırırız deyin” diyor.
Hesap kitap tapesi: Hayırsever Rıza’yla yardımcısı konuşuyor. Zafer bey 10 milyon euro eksik aldığını söylemiş... Rıza, acaba eksik mi ödedik diye soruyor. Yardımcısı kendinden emin; ne verdiğimiz ne zaman verdiğimiz belli, önüne koyarız diyor.
Damat tapesi: Damat, kayınpedere telefon ediyor. Yeni televizyon kanalı kurulacak, onun ortaklık yapısını konuşuyorlar.
Özgür medya tapesi: Bilal, babasını arıyor. Hangi gazeteye hangi manşetleri attırdığını tek tek sayıyor.
Gemicik tapesi: Hadi gözünüz aydın, Burak altıncı gemiyi almış.
Alo Fatih tapesi: Fas’tan Alo Fatih’i arıyor, Devlet Bahçeli haberi yayınladıkları için kalaylıyor, “bu ne rezillik yani böyle” diyor, Alo Fatih “emredersiniz” diyor, Bahçeli’yi altyazıdan bile sildiriyor.
Anket tapesi: Alo Fatih, öbür Fatih’le konuşuyor, öbür Fatih “tarafsızlardan filan kaydırayım, BDP’nin oy oranını iki puan yüksek göstereyim” diyor. Alo Fatih ise “MHP’den al BDP’ye koy” diyor. Bilahare... Alo Fatih, Bilal’i arıyor, “MHP’den alıp BDP’ye yamayacağım” diyor, Bilal da “tamam abi” diyor.
Sit’tir tapesi: İzmir valisi, sit alanına kurulan villaları yıktırmak istiyor. Latif abi, beyefendi’yi arıyor, valiyi şikâyet ediyor, vali uçuyor.
Kenef tapesi: Latif abi, beyefendi’yi arıyor, “yatak odasındaki banyoda bide olsun mu?” diye soruyor, beyefendi “bide ne yav?” diye soruyor, Latif abi “hani tuvaletten kalkıp fıskiyeyle yıkamak için, taharet almak için” diyor, beyefendi de “yok abicim lüzum yok, normal olsun” diyor.
Sarıgül tapesi: Alo Fatih’i arıyor, Mustafa Sarıgül haberlerine yer verdiği için fırça kayıyor, gösterme şunu diyor.
Sağlık olsun tapesi: Alo Fatih’i arıyor, 24’üncü sayfada yayınlanan ve sağlık sisteminin kepazelikten ibaret olduğunu gösteren haberi şikâyet ediyor. O haberi yapan gazeteciler derhal işten kovuluyor. (O haberde yer alan ve kapı kapı dolaştırılan üç yaşındaki bebek, maalesef ölüyor.)
Derhal kovun tapesi: Alo Fatih’i arıyor, Yaşar Nuri Öztürk’ü şikâyet ediyor, “hani kovacaktınız” diye soruyor, Alo Fatih “size karşı çok mahcubum, çok özür dilerim” diyor, Yaşar Nuri Öztürk kovuluyor.
Yasin El Kadı tapesi: Yasin El Kadı, İstanbul’da trafik kazası yapıyor, otomobilde bulunan Usame “112 Acil”i arar gibi beyefendiyi arıyor, beyefendi hemen ambulans gönderiyor, en yakın hastaneyi tarif ediyor, “o hastane de yabancı değil ama, oraya yakın bizim hastane var” diyor, ilgilensin diye Bilal’i yolluyor.
Evrak imha tapesi: Damat, bakıyor ki polisler evleri basıyor, evrakları yok etmek için öğütücü makine almaya karar veriyor, şoförü gönderiyor, “yabancı bir marka al, büyük bir şey al, Çin malı alma” diyor.
Kol saati tapesi: “Hayırsever” işadamı Rıza’nın yardımcısı, “adama yedirmemiz lazım, kol saati falan alalım, ne dersin?” diyor, Rıza da “iyi olur” diyor, dedesinin nasihatını anlatıyor, “orospuyla memurun bahşinini önden vermek lazım” diyor.
Üç-beş kuruş tapesi: Muammer bey, evi basılan oğlunu arıyor, “evde kaç para var oğlum?” diyor, oğlan “üç-beş kuruş babacım” diyor, Muammer bey ısrar ediyor, “oğlum kaç para var?” diyor, oğlan “bir trilyon civarı” diyor. Muammer bey, oğluna akıl öğretiyor, “benim Rıza’yla danışmanlık ilişkim var diyeceksin, gayriresmi danışmanlık diyeceksin, benim para alışverişim sadece bu diyeceksin, akrabam bunun yanında çalışıyor, onun bana borcu var, bu para o para diyeceksin” diyor.
Peki babacım tapesi: Babası kısık sesle konuşarak, Bilal’i arıyor, “evleri basıyorlar, paraları sıfırla” diyor. Bilal “hepsini hallettim, 30 milyon avrocuk kaldı babacım, hava kararınca onu da halledeceğim inşallah babacım” diyor.
Vakıf tapesi: Hayırsever işadamı Rıza, Bilal’in vakfına telefon ediyor, hayırlı bağışlarda bulunuyor.
Fenerbahçe tapesi: Babası, Bilal’e telefon ediyor, taktik veriyor, Fenerbahçe başkan adayının neler söylemesi gerektiğini öğretiyor, yönetime kimlerin girmesi gerektiğini anlatıyor, Bilal hadiseyi bir türlü kavrayamıyor, babası sinirleniyor, “Bilal anlamıyorsun yavv” diyor.
Diğer türlü zekât tapesi: Alo Fatih, Bilal’e telefon ediyor, vakfın banka hesap numarasını istiyor, bir arkadaşın bir milyon lira bağışta bulunmak istediğini söylüyor, Bilal soruyor, “zekât mı, diğer türlü mü?”
Ada tapesi: Bilal, ada alıyor.
Kucağa oturtma tapesi: Bilal, babasını arıyor, Sıtkı bey’in 10 milyon dolar getirdiğini söylüyor, babası sinirleniyor, miktarı az buluyor, sakın alma diyor, ne söz verdiyse onu getirecek, başkaları getiriyor da o niye getiremiyor diyor, bunlar ne zannediyorlar bu işi yav, merak etme kucağımıza düşecekler diyor.
Çiftlik tapesi: Babası, Bilal’i arıyor; parkedir, mutfaktır, banyodur, çiftliğin detaylarını konuşuyorlar.
Aydın Doğan tapesi: Sadullah bey’i arıyor, hâkimlerin falan ayarlanmasını, Aydın Doğan’ın mutlaka mahkûm edilmesini istiyor.
Danışman tapesi: Danışmanı, ihale verdikleri işadamından rica ediyor, kızının okul parasını ödetiyor.
Ampul tapesi: Elektrik dağıtım işi yapan yandaş işadamı, kaçak elektrik yüzünden zarar ettiğini söylüyor. Üzüldüğü şeye bak Allah aşkına... Yandaş işadamının zararı, devlet kesesinden tıkır tıkır ödeniyor.
Koç tapesi: Yandaş işadamına telefon ediyor, sanki kendisiyle konuşmamış gibi ihbarda bulunmasını istiyor, kaç para fiyat çekmesi gerektiğini öğretiyor, Koç’un kazandığı Milgem ihalesini zart diye iptal ediyor, yandaş işadamına veriyor.
Yüce yargı tapesi: Sadullah bey’e telefon ediyor, Danıştay’a kim başkan olacak, kimler daire başkanı olacak, Yargıtay’da hangi dolaplar çevrilecek, hangi avukatlar savcı-hâkim olacak, isim isim izah ediyor.
Bağımsız yargı tapesi: Bekir bey’e telefon ediyor, yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcıları görevden aldırıyor, kafasına göre savcılar atanmasını sağlıyor.
Hıçkırık tapesi: Yandaş medya patronuna bağırıyor, aşağılıyor, eziyor, hakaret ediyor, zırıl zırıl ağlatıyor.
Hırsız-polis tapesi: Efkan bey’le emniyet müdürü konuşuyor. Efkan bey “yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcıyı tanımayın” diyor, “savcıdan gelen evrakları yırtın, çöpe atın” diyor. Resmen tehdit ettiriyor, “savcıya telefon edin, çete kurdun diye seni gözaltına aldırırız deyin” diyor.
Hesap kitap tapesi: Hayırsever Rıza’yla yardımcısı konuşuyor. Zafer bey 10 milyon euro eksik aldığını söylemiş... Rıza, acaba eksik mi ödedik diye soruyor. Yardımcısı kendinden emin; ne verdiğimiz ne zaman verdiğimiz belli, önüne koyarız diyor.
Damat tapesi: Damat, kayınpedere telefon ediyor. Yeni televizyon kanalı kurulacak, onun ortaklık yapısını konuşuyorlar.
Özgür medya tapesi: Bilal, babasını arıyor. Hangi gazeteye hangi manşetleri attırdığını tek tek sayıyor.
Gemicik tapesi: Hadi gözünüz aydın, Burak altıncı gemiyi almış.
Tayyip Erdoğan Çiçeği
Uzak Doğu seyahatinin Singapur ayağında resmi programını sürdüren Başbakan Erdoğan, Singapur Parlamento Başkanlığını ziyaretinin ardından eşi Emine Erdoğan ve beraberindeki bakanlarla dünyaca ünlü Singapur Botanik Parkı Bahçesi'ne geldi.
Bahçede orkide hibriti, yeni bir tür olan mor renkli bir çiçeğe, Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan'ın adı verildi.
Çiçekle ilgili bilgi alan Başbakan Erdoğan, görevlinin çiçeği tanıtımı sırasında, "Bu orkide de mor, kravatınız da mor, moru sever misiniz?" diye sordu. Erdoğan daha sonra ise "Torunum da mor rengi çok sever" dedi. Daha sonra Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, devlet büyüklerinin isimlerinin verildiği çiçek adlarının kayıtlarının yer aldığı defterde, “Dendrobium Tayyip-Emine Erdoğan" adlı çiçekle ilgili sayfaları imzaladı.
Berkin Elvan cnn
Istanbul, Turkey (CNN) -- Grief and rage erupted on the streets of Turkey's largest city after a 15-year-old boy struck in the head by a tear gas canister died Tuesday morning in a hospital.
Much of the anger was focused on Turkey's embattled prime minister, Recep Tayyip Erdogan.
A crowd chanted "fascist government, Erdogan killer," as Berkin Elvan's coffin was carried through the streets of the working-class Istanbul neighborhood his family calls home.
Some bystanders wept in the freezing, pouring rain.
President Abdullah Gul spoke with the boy's father Monday and was saddened by Tuesday's news, according to the semiofficial Anadolu news agency.
"I extend my condolences to his family. I share their pain," he said.
Elvan was only 14 when he was critically wounded last summer, at the height of a wave of anti-government protests that erupted across Istanbul and other Turkish cities.
His parents said he left home on the morning of June 16, 2013, to buy a loaf of bread. Less than 15 minutes later, neighbors arrived, telling them their son had been wounded.
The boy suffered blunt trauma to the head. According to a report by Human Rights Watch, an eyewitness said the child was hit by a police tear gas canister.
For the next nine months, Elvan lay in a hospital bed in a coma.
When Elvan's mother attempted to make a public statement about her son's ordeal in central Istanbul in July 2013, CNN journalists witnessed and filmed Turkish riot police hitting demonstrators with pepper spray and beating one man with a club in an apparent effort to break up the demonstration.
More recently, riot police used tear gas to disperse demonstrators holding a vigil outside the hospital where Elvan was being treated. Members of the family said the boy wasted away to a weight of 16 kilograms (about 35 pounds) during his nine-month-long coma.
"The government has not accepted any responsibility and they have not brought the police who were responsible for this to justice," said Ali Kan, one of the men who attended the funeral procession.
News of Elvan's death sparked a fresh round of protests in other parts of Istanbul, as well as in the capital Ankara, where riot police reportedly intervened using tear gas.
Istanbul police denied using tear gas to disperse crowds that gathered Tuesday at the hospital where Elvan died, Anadolu reported.
Political passions are running high in Turkey. In less than three weeks, the country is expected to go to the polls in nationwide elections. Though voters will be electing town and city mayors in a series of municipal elections, the contest is widely seen as a referendum on Turkey's long-serving prime minister.
Erdogan has been on the political defensive since December, when police detained dozens of people close to his government as part of a wide-ranging corruption probe.
In subsequent weeks, the prime minister dismissed thousands of police commanders, as well as the prosecutors leading the investigation.
He has also mounted a media offensive against his former political ally, the powerful Islamic preacher Fethullah Gulen, who lives in self-imposed exile in the U.S. state of Pennsylvania. Erdogan has repeatedly accused Gulen and his supporters of establishing a "parallel state" within the Turkish police and judiciary aimed at toppling his democratically-elected government.
As the corruption probe ground to a halt, anonymous critics began publishing a series of audio recordings online that appear to be wiretaps of Erdogan's telephone conversations.
Erdogan has denounced some of the recordings, calling them "immorally edited material." But the prime minister has also confirmed the authenticity of at least one recording, in which he is overheard instructing the executive of a Turkish TV channel to censor the live broadcast of a rival politician's speech in parliament.
On Tuesday night, Elvan's body lay in a "cemevi," the house of worship of the Alevi religious sect to which he belongs. The boy is expected to be buried following a funeral service on Wednesday.
In the meantime, activists have called for symbolic funeral protests to be held in other cities across Turkey.
More than 100 Turkish riot police walled off the center of Istanbul's busy Taksim Square on Tuesday evening, in a clear effort to prevent demonstrators from gathering in the heart of the city
11 Mart 2014 Salı
Gülen'den Berkin Elvan Taziyesi
Fethullah Gülen, Gezi Parkı olayları sırasında başına isabet eden gaz fişeğiyle ağır yaralanan ve dün sabah hayatını kaybeden Berkin Elvan için bir taziye mesajı yayımladı
Fethullah Gülen mesajında şunları kaydetti:
“Sağduyu ve uzlaşıyla örgülenmesi gereken devlet aklının öfke ve kine mağlub olduğu zor günler geçirmekteyiz. Bu nefret atmosferi, toplumun muhtaç olduğu sevgi, sükunet ve birbirini anlama çabasını ortadan kaldırmakta; yukarıdan aşağıya doğru çatışmacı bir üslubu telkin etmektedir. Bir AVM inadıyla başlayan hadiseler teskin edileceğine kutuplaştırıcı bir dille körüklenmiş ve bugüne kadar birçok gencimizin hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. 15 yaşındaki küçük Berkin Elvan, bu atmosferin son kurbanı. Elvan ailesine ve yakınlarına başsağlığı diler, bugüne kadar pek çok acıyla dağidâr olmuş ama temkin ve teyakkuzunu korumayı başarmış Alevi kardeşlerimize sabrı cemil niyaz ederim.”
Fethullah Gülen mesajında şunları kaydetti:
“Sağduyu ve uzlaşıyla örgülenmesi gereken devlet aklının öfke ve kine mağlub olduğu zor günler geçirmekteyiz. Bu nefret atmosferi, toplumun muhtaç olduğu sevgi, sükunet ve birbirini anlama çabasını ortadan kaldırmakta; yukarıdan aşağıya doğru çatışmacı bir üslubu telkin etmektedir. Bir AVM inadıyla başlayan hadiseler teskin edileceğine kutuplaştırıcı bir dille körüklenmiş ve bugüne kadar birçok gencimizin hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. 15 yaşındaki küçük Berkin Elvan, bu atmosferin son kurbanı. Elvan ailesine ve yakınlarına başsağlığı diler, bugüne kadar pek çok acıyla dağidâr olmuş ama temkin ve teyakkuzunu korumayı başarmış Alevi kardeşlerimize sabrı cemil niyaz ederim.”
Berkin Ekmek Almaya giderken...
Tuvi'nin anne Gülsüm Elvan'la yaptığı söyleşi 17 Kasım 2013'te Radikal2'de yayımlanmıştı. Yazıda Berkin Elvan'ın ekmek almaya gittiği gün şöyle anlatılıyordu:
(...) Gülsüm Elvan, Berkin’in o gün uğrayamadığı fırının önünden geçip evine gidiyor. O günü unutamıyor: “Cumartesi gecesi Gezi’ye destek için Okmeydanı’nda yürüyüş vardı. Gazdan ne evde durabiliyoruz, ne dışarıda. Sabaha kadar ayaktaydık, gün doğarken etraf sakinledi. Tanıdık birini bulursam alır kahvaltıya getiririm diye ekmek almak için fırına gitmeye hazırlanıyordum.”
Berkin, aniden annesinin elindeki 5 lirayı çektiği gibi kapıya fırlıyor ve “Aneyyy, senin ayağın sakat , bir olay olursa koşamazsın, kaçamazsın, ben gideyim, hem sokakta arkadaş bulursam kahvaltıya getirebilir miyim?” diye soruyor.
Berkin, sokakta bir arkadaşına rastlayıp top oynamak için sözleşiyor ve o sırada çatışma seslerini merak edip yolunu değiştiriyor. Gaziler Sokağı’nın köşesinden kafasını uzattığında bir binadan “Berkin” diye bağrıldığını duyuyor. Kafasını çevirip yukarı bakıyor...
Elvan ailesi o pazar sabahı, kahvaltı masasında bir araya gelemedi. O ekmek o sofrada hiç kimseyle paylaşılamadı. Berkin’e nişan alan polisi gören mahallelinin “geri kaç” uyarısına vakit bile kalmadı..
Tam onu aramaya çıkıyordum ki zil çaldı. Berkin kafasından yaralandı, hastaneye götürüldü dediler. Çıktık, daha bibergazı kokusu ve polisler vardı. Berkin ameliyata alındı dediler. Avukatlar gelip bibergazı kapsülü dediklerinde yıkıldık, bittik... Polisler yolu kapattığından ambulans hiç gelememiş. Oğlumu getirdiklerinde kalbi atmıyormuş.”
Gülsüm Elvan bekliyor. Oğlunun uyanmasını bekliyor. Çünkü Berkin, umudun çocuğu: “Savaşıyor benim oğlum, direniyor benim oğlum. Anası için direniyor, ablaları için direniyor, babası için direniyor, Türkiye için direniyor, çünkü herkes onun için ayaklandı, o halkı yanında gördü, oğlum hissetti bunu. Ethem için, Abdullah için, Ali İsmail için, Mehmet için, Medeni için direniyor... Biliyorum, ayağa kalkacak benim oğlum.”
7 Mart 2014 Cuma
Kredi Kartlarıyla İlgili
Kredi kartı nedir?
Bankalar ve çıkartmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dahilinde açtıkları kredilerle, nakit kullanmaksızın mal ve hizmet alabilmeleri, nakit kredi çekebilmeleri için verdikleri ödeme aracıdır.
Kredi kartı başvurusunda kimler bulunabilir?
18 yaşını aşmış ve düzenli gelir sahibi herkes kredi kartına garantör gerekmeksizin başvurabilir. Gelir sahibi olmayan ve yabancı uyruklular nakit bloke karşılığında başvurmaları gerekmektedir.
Akdi faiz nedir?
Dönem borcunuza minimum ödeme tutarı veya üstünde ödeme yaparsanız, kalan hesap bakiyesine bu faiz oranı uygulanır.
Kredi kartı gecikme faizi nedir?
Dönem borcunuzun minimum ödeme tutarının altında ödenmesi halinde, sadece minimum ödeme tutarınızın ödemediğiniz kısmına işletilen aylık faiz oranıdır.
Kredi kartı gecikme faizi nasıl hesaplanır?
Önceki dönemden devreden borcunuz yok ise ve hesap özetinizde belirtilen borcunuzun tamamını son ödeme tarihine kadar ödediğinizde, alışverişlerinizden kaynaklanan borcunuza herhangi bir faiz işletilmez. Ancak dönem borcunun bir kısmının ödenmesi halinde kalan hesap bakiyesi üzerinden faiz hesaplanacaktır. Kalan hesap bakiyesine, asgari ödeme tutarı ve üzerinde ödeme yapılması durumunda akdi faiz, asgari ödeme tutarının altında ödeme yapılması durumunda ise asgari ödeme tutarının ödenmeyen kısmı için gecikme faizi, kalan hesap bakiyesinin asgari ödeme tutarını aşan kısmı için akdi faiz uygulanacaktır. Temerrüt başlangıcı olarak son ödeme tarihi esas alınmaktadır.
Kredi kartı gecikme faizi üzerine ne tür vergiler uygulanır?
Yasa gereği kredi kartıyla ilgili tüm faiz tutarları üzerinden %5 BSMV (Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi) ve %15 KKDF (Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu) tutarları hesaplanır. Bu vergiler ilgili banka tarafından faiz tutarına eklenerek devlet adına kart sahibinden tahsil edilir.
Asgari ödeme tutarı nedir?
Ödemeniz gereken asgari tutar her halükarda 10 TL`den az olmayacak olup, 17.12.2010 tarihinden sonra ilk kez kredi kartı alan kart sahipleri için bu oran, kartın ilk kullanım tarihinden itbaren 1 yıl süreyle %40`tır. Diğer kart sahipleri içinse sahip oldukları limite göre belirlenmektedir.
Kredi kartı ekstresindeki asgari ödeme tutarı ödenmezse ne olur?
Yasal düzenlemeler uyarınca bir takvim yılı içinde üç defa, dönem borcunuzun minimum ödenmesi gereken tutarın altında ödeme yapmanız halinde söz konusu kartınız, borcunuzun tamamının ödenmesine kadar nakit çekime ve limit artışına kapatılır. Buna ek olarak bir takvim yılı içinde art arda üç defa, dönem borcunuzun minimum ödenmesi gereken tutarın altında ödeme yapmanız halinde söz konusu kartınız, borcunuzun tamamının ödenmesine kadar kullanıma kapatılır.
2014 yerel seçimleri
Seçim tarihi
Yerel seçimlerin beş yılda bir yapılıyor olması nedeniyle 30 Mart 2014'te yapılması planlanan fakat AKP ve MHP'nin hazırladıkları önerge ile seçimlerin 27 Ekim 2013 tarihine alınmasını istemiştir. Gerekçe olarak kış aylarında seçim propagandalarının güçlükle yapılması gösterilmiştir. CHP de öneriye kısmen destek vermiştir. Fakat CHP 26, 27 ve 29 Ekim tarihlerinin resmi tatil olması nedeniyle vatandaşların bu dönemi tatil olarak değerlendirmesi durumunda seçimlere katılım oranının düşebileceğini, bu nedenle seçim tarihinin 3 Kasım 2013 olması yönünde görüş bildirmiştir. AKP ve MHP bu öneriye destek vermemiştir.
Seçim tarihi değişikliğine açık destek veren AKP ve MHP'nin toplam milletvekili sayısı 377 olmasına rağmen, anayasanın ilgili maddesinin değiştirilmesi için gerekli olan 367 oy 12 Ekim 2012 tarihinde yapılan oylamada sağlanamamıştır.
Seçimler öncesi uygulanacak seçim takvimi 21 Aralık 2013 günü yüksek seçim kurulu tarafından açıklanmıştır.
Kullanılacak oy sayısı
30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan mahalli idareler genel seçimlerinde oy kullanacak olan seçmen sayısı YSK tarafından henüz açıklanmamıştır. Bir sandıkta kullanılacak oy sayısı ise 320 olarak belirlenmiştir. Nüfusu 400'ü geçmeyen köylerde de bu uygulama geçerli olacaktır. Uygulamaya neden olarak ise yurt genelindeki sandık alanlarının yetersiz olması gösterilmiştir.
Partiler ve sonuçlar
İllerin en az yarısında oy verme günü olan 30 Mart 2014 tarihinden en az altı ay öncesi, (30 Eylül 2013 tarihi) itibariyle teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olan siyasi partiler 30 Mart 2014 yerel seçimlerine katılma hakkını kazandılar. 31 Aralık 2013'te Yüksek Seçim Kurulu, 30 Mart 2014'te yapılacak Yerel Seçimler'e girebilecek olan siyasi partileri açıkladı. YSK, 17 Ocak 2014 tarihinde 31 Aralık 2013'te ilan olunan 25 siyasi partiden ayrı olarak Yurt Partisi ve Muhafazakar Yükseliş Partisi'nin de seçimlere katılabileceklerine karar verdi.
Seçimlere katılabileceği ilan edilen siyasi partilerden Halkın Yükselişi Partisi dışındaki 26 partinin seçimlerde kullanılacak oy pusulasındaki yerlerini belirlemek için 27 Ocak 2014 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığı'nda kura çekimi yapıldı.
8 mart dünya kadınlar günü
Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.
Tarihçe
8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.
26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi.Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler'in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York'ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.
Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü
Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.
6 Mart 2014 Perşembe
Ukraine Q&A: what happens now?
Will Ukraine be divided? What is motivating Russia's involvement? Will Yulia Tymoshenko return to power?
A man walks past empty Molotov cocktail bottles on Kiev's Independence Square. Photograph: Sergei Supinsky/AFP/Getty Images
What happens next?
Ukraine is far from out of the woods. Talk of secession by the Crimea and the country's east is still doing the rounds and one scenario being discussed is the annexation of Crimea by Russia. This would be a repeat performance of the occupation by Russian forces of Abkhazia in 2008 and could lead to an alarming confrontation between Moscow and whatever future government emerges in Kiev. Yesterday Russian "delegates" were in Kharkiv as Crimean political figures called for "protection". It is possible the threat of a fracturing Ukraine is being deliberately stage-managed. Much will hinge on whether Russia stays on the sidelines. While the opposition is now pushing for earlier elections than had been envisaged in the EU-brokered deal to end the violence, the May elections being asked for by some might exacerbate the crisis.
Ukraine is far from out of the woods. Talk of secession by the Crimea and the country's east is still doing the rounds and one scenario being discussed is the annexation of Crimea by Russia. This would be a repeat performance of the occupation by Russian forces of Abkhazia in 2008 and could lead to an alarming confrontation between Moscow and whatever future government emerges in Kiev. Yesterday Russian "delegates" were in Kharkiv as Crimean political figures called for "protection". It is possible the threat of a fracturing Ukraine is being deliberately stage-managed. Much will hinge on whether Russia stays on the sidelines. While the opposition is now pushing for earlier elections than had been envisaged in the EU-brokered deal to end the violence, the May elections being asked for by some might exacerbate the crisis.
What's Russia's beef in all this?
One of Vladimir Putin's key regional policies is the creation of a Eurasian Union which is due to be inaugurated in 2015. Critics say this is an effort to pull back together various bits of the old Soviet Union in a new regional bloc and Putin is keen for Ukraine to be a cornerstone of his new grouping. From the Kremlin's point of view, the EU deal and last week's EU mediation – much like Nato's flirting with Georgia, which contributed to the Russian-Georgian conflict in 2008 – represents a serious incursion into Moscow's backyard. While Moscow appeared to back compromise to end the violence, perhaps because it has no desire for a civil war on its borders, a key question is how far Moscow would allow Ukraine to drift away from its sphere of influence.
One of Vladimir Putin's key regional policies is the creation of a Eurasian Union which is due to be inaugurated in 2015. Critics say this is an effort to pull back together various bits of the old Soviet Union in a new regional bloc and Putin is keen for Ukraine to be a cornerstone of his new grouping. From the Kremlin's point of view, the EU deal and last week's EU mediation – much like Nato's flirting with Georgia, which contributed to the Russian-Georgian conflict in 2008 – represents a serious incursion into Moscow's backyard. While Moscow appeared to back compromise to end the violence, perhaps because it has no desire for a civil war on its borders, a key question is how far Moscow would allow Ukraine to drift away from its sphere of influence.
Who are the protesters?
The shorthand that has been used to describe the protests in Ukraine portrays the conflict as one between a largely Ukrainian-speaking Catholic west and centre keen to be closer to the EU, and a Russian-speaking east and Crimea that looks to Moscow. While containing large elements of truth, this is not the whole story. Different sectors of society have invested competing hopes in the protests that broke out in November, triggered by President Viktor Yanukovych's decision to pull out of a deal with the EU and IMF that would have led to closer integration with Europe. Yanukovych chose instead a $15bn credit line and gas subsidies from Moscow. The first protesters were largely young middle-class students and liberals. The breaking up of that protest drew in an older, more nationalistic group, some of whom had served in the old Soviet army. The most recent violence has seen hardline rightwing nationalists, some allied with Pravy Sektor, who are not interested in political compromise and have boasted of arming themselves.
The shorthand that has been used to describe the protests in Ukraine portrays the conflict as one between a largely Ukrainian-speaking Catholic west and centre keen to be closer to the EU, and a Russian-speaking east and Crimea that looks to Moscow. While containing large elements of truth, this is not the whole story. Different sectors of society have invested competing hopes in the protests that broke out in November, triggered by President Viktor Yanukovych's decision to pull out of a deal with the EU and IMF that would have led to closer integration with Europe. Yanukovych chose instead a $15bn credit line and gas subsidies from Moscow. The first protesters were largely young middle-class students and liberals. The breaking up of that protest drew in an older, more nationalistic group, some of whom had served in the old Soviet army. The most recent violence has seen hardline rightwing nationalists, some allied with Pravy Sektor, who are not interested in political compromise and have boasted of arming themselves.
What do they want?
Maps that have appeared in the western media have tended to show Ukraine as a straight split between west and east, but the electoral map of the 2010 elections which Yanukovych won is actually more complicated, showing different competitions in different regions. In the western cities, a number of analysts have noted, the pro-European argument is actually a shorthand for various political discontents, including a growing anger at the domination of the country's economy by the president's crony oligarchs, a lack of rule of law and a constitution that concentrated power in the president. Where there have been protests in the Russian-speaking east like Kharkiv, the issues have largely been the same, suggesting a wider dissatisfaction with Yanukovych's political style that saw some members of his Party of the Regions recently abandon him.
Maps that have appeared in the western media have tended to show Ukraine as a straight split between west and east, but the electoral map of the 2010 elections which Yanukovych won is actually more complicated, showing different competitions in different regions. In the western cities, a number of analysts have noted, the pro-European argument is actually a shorthand for various political discontents, including a growing anger at the domination of the country's economy by the president's crony oligarchs, a lack of rule of law and a constitution that concentrated power in the president. Where there have been protests in the Russian-speaking east like Kharkiv, the issues have largely been the same, suggesting a wider dissatisfaction with Yanukovych's political style that saw some members of his Party of the Regions recently abandon him.
What now for Yulia Tymoshenko?
On her release from prison in Kharkiv on Saturday, Tymoshenko announced she intended to run in the elections on 25 May. Despite being regarded as a flawed figure, whose own political rivalries have contributed to Ukraine's problems, Tymoshenko, who enjoys cordial relations with Putin, might be viewed in Moscow as a compromise candidate able to work with the two sides, and position Ukraine between the EU and Moscow.
On her release from prison in Kharkiv on Saturday, Tymoshenko announced she intended to run in the elections on 25 May. Despite being regarded as a flawed figure, whose own political rivalries have contributed to Ukraine's problems, Tymoshenko, who enjoys cordial relations with Putin, might be viewed in Moscow as a compromise candidate able to work with the two sides, and position Ukraine between the EU and Moscow.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
